köy kahvesi stayla

Aslında niyetim yeni kitaba başlamaktı. Ya da en azından öyle olma ihtimali yüksek. Kat’i sanılmasın, ince bir sezgi sadece. Doğrusu niyet merhalesine bile gelmiş değilim. Aşk üzerinde, âşık olmak üzerine etine dolgun bir fikir ara ara zihnimi dürtüyor. Ne de olsa yirmi üç sene dünyanın en mutlu kadını olarak yaşadım, bildiğim yerden yürüyeyim dördüncü kitapta, değil mi. Yürüyemiyorum. Fikir dürtmesine dürtüyor ama ben yazar kisvemi bir türlü giyemiyorum. Edimsiz kalasım var çünkü. Fikirle hülyayla ayaklanacak gibi de değilim. Samimiyetle, adsızlık sıfatsızlık hatta zamirsizlik aşeriyorum. Entarisiz esvapsız, çarıksız çıngıraksız, böylece kalayım işte ne güzel. Tahminim, o pause tuşu nereden baksan bir mevsim takılı kalır. Öyledir bünyemin âdeti. Bir inada, bir dirence tutundu mu palamarını kolayına salmaz. İç dünyam amorf bir salyangoz gibi. Rahat edecek kabuğu buldu muydu içine kıvrılıveriyor. Kolaysa çıkar. Vallahi bilen bilir, bünyeyle güreşmek yamandır. Akılla boğaz boğaza getirir, canla düelloya tutuşturur. Şart değilse yeltenmemeli. Gir kabuğuna otur aklımın zembereği, aman diyeyim. Zaten yas, vazifeşinaslık uzvumu yaktı bitirdi, neyine uğraşayım. Aferin budalalığından bilvesile mezun oldum ama hevesim yazlık sinema gazozu gibi köpüksüz. Sevdiğimin göremeyeceği, “işte benim marifetli karıcığım” diyemeyeceği eser de kâğıda varamadan us ummanında yitsin gitsin, umurumda değil. Gel gör ki bütün bu ‘nehir kıyısına bağdaş kurup yirmi yıl oturacak zen dervişi’ haletiruhiyesine rağmen hâlâ çocuk gibi şaşırıyorum. Bugün yine bir araba ıvır zıvıra şaşırdım. Yahu sen gezegende elli bir senedir pabuç eskitiyorsun, daha da şaşıracak ne buldun? Buldum valla, yalan yok. Bak biri bu mesela: Ak sakallı üç abi, yanlarına bir de ak saçlı abi almış, YouTube ortamlarında takipçi kasıyor, yüksek perdeden “böyle olmaz ki canım”cılık yardırıyor. Yorumlarda “beğen tuşuna basalım yarenler” kuvvetleri göz yormakla meşgul. Takımdan ayrı düz koşuyorlarmış, bak hele! Zahirde her biri aşırı demokrat, gayet halkçı ve laikçi. Fakat meselenin en tuhaf yanı aynayla bu raddede dargın olmayı becerebilmeleri zira, birbirlerine üstadım, büyüksün, kralsın, en iyisini sen bilirsin, abimsin muamelesi çekmekten hâl oluyorlar. Yahu bırakın sizi takdir eden etsin, birbirinizi ne diye pohpohluyorsunuz uluorta? Anlaşılan tek bir kadın bu okeye dördüncü ortamına gönül indirmemiş. Yoksa yeterince “üstat” kadın mı yok piyasada?  Belki ağalar, rütbelerine denk hatun kişi bulamamış, olmaz mı? En azından bu emekli ergenlere, “atıp tutuyorsunuz da bu yaşa geldiniz hâlâ köy kahvesi stayla” diyen de mi çıkmamış? Bütün dünya feminist hareketten medet umuyor, dayılar birbirlerine bilirkişi payesi dağıtmaktan farkına varamıyor zahir. Faşizmin, otokrasinin, totalitarizmin kemiklerini kırdığı insanlığın, kendini duyuran tek çığlığı, cinsiyet ayrımcılığı ile mücadele edenlerin sesi oysa. Neyse aman ben de buna şaşırdım bugün. Kazık kadar adamlar, liseli oğlan kalibresinde takılı kaldıklarını görmüyor mu diye hayret ettim. Netice? Bugün de yazamadım. Olsun varsın. Yemişim kitabını.    

Yorumlar